Sosyal Bilimcilerin Entelektüel Müdahale Biçimleri I

Farklı sosyal bilim disiplinleriyle uğraşan kişilerin özellikle politik gündeme ilişkin yaptıkları yorumların ve entelektüel müdahalelerin çeşitlendiği bir dönemde yaşıyoruz. Bütün günü dersle, öğrenciyle, araştırmayla, okumayla veya meslektaş sohbetleriyle geçen kişiler olarak bilim insanları için dünya sanki bilimsel bir kentten ibaretmiş gibi görünebiliyor. Sosyal bilimlerle uğraşanlar ise ilaveten nesnesi bizzat sosyal evren olan bir iş yapıyorlar. Hal böyle olunca iştigal ettikleri saha bu insanlara, bu işlerle uğraşmayanlar karşısında bazı imtiyazlar kazandırıyor. Bu imtiyazlar sosyal bilimcinin yaşadığı topluma karşı bazı etik sorumluluklarını yerine getirmesi bağlamında fazlasıyla yorumlanmıştır. Günümüzde bilim insanları alandan elde ettikleri kültürel sermayeyi yarı profesyonel tarzlarda kamusal veya sosyal medyalarda dolaşıma sokuyorlar. Bazı dikkatli bilim insanları oldukça seçici biçimlerde müdahale tarzlarını sınırlandırabiliyorlar. Uzmanlık alanının sınırları dışında müdahale edenler olduğu gibi, bunun dışına pek çıkmayan kişiler de görüyoruz. Halbuki sosyal bilimciler topluma karşı olduğu kadar kendi camialarına karşı da sorumlulukları olan bireyler.


Entelektüel müdahalelerde müdahele edenlerin özellikle politik/ideolojik angajmalarının belirgin olduğu durumlarda sosyal bilimcilerin bu politikanın dışındaki tüm bakış açılarını sembolik bir inkara dayanarak dışlaması hatta demonize etmesi alandaki elde ettiği kültürel/bilimsel sermayeyi de dönüştürüyor. Kastım içinde bulunduğu alanın mantığını terk ederek politik angajmanın körleştirdiği şekillerde yapılan müdahale tarzları. Üstelik bu neredeyse tüm ideolojik/politik konumlarda karşılaşılan bir durum.

Sosyal bilim faaliyeti ideolojik/politik durumdan soyutlanabilir mi? Toplumsalın doğası/tarihi bu ideolojik/politik belirlenmişlikten soyutlanamazken sosyal bilimciden yapılması imkansız bir objektivite beklemek ne kadar anlamlı? Elbette bu ve benzeri soruların nihai cevabı yok ve benim sorunum da bu değil. Kastettiğim sosyal evrenlerin profesyonel bilgisine sahip kişilerin gittikçe açık bir epistemolojik yanlılığı (bias) karşısındakine dogmatik şekillerde dayatması ve metinlerini belirleyen üretici fikri gramerin sorunları. Her sosyal bilimcinin bir politik/ideolojik görüşü vardır ve eserleri bu bağlılığa da dayanabilir. Ancak bilim insanları bizzat kendi bağlılıklarına da epistemolojik mesafe alamıyorsa ve entelektüel müdahale biçimleri bu konuda açık şüpheler uyandırıyorsa ideolojik/politik bağlılıklardan mı yoksa sosyal bilimsel faaliyetten mi bahsedilecek?

Bazı sosyologlar sosyal bilimler faaliyetinin demokrasi projesiyle iç içe geliştiğini belirtir. Demokrasi projesi liberalizm, sosyalizm ve diğer tüm ideolojiler karşısında ve tüm ideolojileri görelileştirerek daha eşitlikçi, özgür, şeffaf ve tüm eylemlerin kamusal hesap verebilirliğini sağlayabilmeyi hedefleyen bir ideal/normatif bakış açısına dayanıyor. Sosyal bilimlerin normatif teori bağlamında demokrasi teorisiyle uyumu bir ölçüde sosyal bilimleri ideolojik dogmatizme düşmekten koruyabiliyor. Sosyal bilimlerdeki mevcut Türkiye deneyimi ise bu konuda daha fazla refleksivitenin önemine işaret ediyor.

Fırsat buldukça bu konuya bazı teorik okumalarımdan hareketle devam edeceğim.

Bu yaznın kaynak sitesi; caglararlii.wordpress.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir