Singer fabrikası işçi eylemi

11 ocak 1969 polis işçilere müdahele etti. 9 polis ve 11 işçi yaralandı. Bir gün evvel işçiler fabrikayı işgal etmişti.

1969 Singer fabrika işgali, Türkiye işçi sınıfı tarihinde sendikal baskılara karşı yapılan ve çığır açan bir işçi eylemidir.

Singer ABD kökenli bir şirkette meydana gelen ilk işgal eylemidir.
Singer Osmanlı’ya bir pazarlama şirketi olarak girmişti. 1959 yılında ise Kartal’da fabrika açarak üretime başladı. Bu andan itibaren de iki ayrı şirket olarak faaliyetini sürdürdü.

Singer’de ilk eylem 1964’de Kartal Fabrikası’nda uygulanan grevdi. Singer patronu, greve kadar geçen sürede işveren çeşitli ayak oyunlarıyla Maden-İş’i devre dışı bırakıp, kendi himayesi altındaki Çelik-İş’i işyerinde örgütlemeye çalıştı. Maden-İş’le masaya oturmadı. Grev işverenin bu tutumunun sonucunda ortaya çıktı. Grev işçilerin tamamının greve katılmaması ve işverenin grev kırıcı yöntemlerinin sonuç vermesi üzerine çözüldü. Grevin çözülmesi üzerine patron kendi istediği sendika olan Çelik-İş’le sözleşme imzaladı. Böylece ilk raundu patron kazanmıştı. Böylelikle üstünlüğü ele geçirmenin rahatlığı içinde işyerini tam anlamıyla çalışma kampına çevirdi. Sadece, işçilerin marka ile tuvalete gittiğini söylemek bile işyerinde kurulan düzenin niteliğini anlatmaya sanırım yeter de artar.

singer isci eylem

İkinci raunt ise 10 Ocak 1969 yılında başladı. İşyerindeki koşulları değiştirmek üzere harekete geçen işçilerin ilk hedefi sendika değiştirmekti. İşçilerin bu faaliyeti işverenin kulağına çalındığında, patron öncü işçileri işten atarak eylemi bastırmak istedi. Yönetimin bu hamlesine işçilerin cevabı fabrikayı işgal etmek oldu. Bir buçuk gün süren eylemde polisle sert çatışmalar yaşandı. İşçiler, yaralandı, gözaltına alınıp, tutuklandı. Toz bulutları dağılıp, eylem bittiğinde kazanan işçiler oldu. Patron Maden-İş’i kabul etmek zorunda kaldı. İkinci raundun işçiler tarafından kazanılması Singer’de çalışma koşullarında ve işçi haklarında önemli değişiklere yol açtı. işçilerin ekonomik haklarında son derece ileri kazanımlar sağlandı.

1967 yılında ise Singer’in satış mağazalarında beyaz yakalı emekçilerin ilginç özelliklere sahip sendikal örgütlenme ve grev deneyimi yaşandı. Singer çalışanlarının en temel sorunu iş güvencesi ve işyerindeki despotik yönetim tarzıydı. Çoğu şef, müdür gibi yönetici pozisyona sahip çalışanların ücret talebinin ötesinde taleplerle örgütlenip, greve çıktılar. Beş buçuk ay süren bu grevde tam anlamıyla kazanım elde edilerek sonuçlanmadı. Buna rağmen 1967’de Singer Satış Mağazalarında greve çıkan, beyaz yakalı emekçiler, ücret talebinin ötesinde bir mücadele örgütleyerek işçi sınıfı tarihine önemli bir deneyim armağan ettiler.

Singer eylemlerinin kayanağında ekonomik nedenler ikincil plandadır. İşçilerin asıl tepkisini çeken Singer’de tercih edilen despotik yönetim tarzıydı. Çalışanların insan yerine konmadığı, en doğal haklarına bile sınırlama getirilen otoriter bir yönetim hüküm sürmekteydi.Her iki eylem de Amerikalı genel müdürler şahsında simgelenen baskıcı otoriter yönetim tarzına aşağıda biriken kişisel ve sınıfsal öfkenin dışa vurulduğu isyan hareketleriydi. Mağazalarda orta kademe yöneticilerin, fabrikada kalifiye işgücünün başını çektiği çalışanın onurunu koruma eylemleriydi. Dolayısıyla hem mağazalarda hem de fabrikada eylemlerin haysiyet eylemi niteliği kazanmış olması Singer eylemlerinin en önemli özelliklerinden biridir.

1969 işgali ise metal işkolunda patronun sendikasıyla işçinin sendikası arasındaki kavgada önemli bir kilometre taşıdır. 1968 Kavel işgalinin ardından gerçekleşen Singer işgali, güdümlü/sarı sendikaların metal işkolundan süpürülmesi sürecinde ön açıcı bir işlev görmüş olması, yeni eylemlere esin kaynağı oluşturması gibi özelliklere sahiptir.

Singer işgali, 1968 Kavel işgaliyle birlikte metal iş kolunda sarı güdümlü sendikaların temizlenmesinde önemli bir basamaktır. Singer’den sonra metal işçileri kendi iradeleri dışında kurulu sendikal düzende düğümü, işyeri işgalleri ile çözdüler. Demir Döküm, Sungurlar Kazan Fabrikası, Netaş gibi pek çok işyerinde patronun kendi istediği değil, işçinin istediği sendikayla masaya oturmasını sınıfın gücünü devreye sokarak sağladılar. Aşama aşama, işyeri, işyeri sarı/güdümlü sendikacılığı metal işkolunda etkisizleştirdiler.

Güdümlü-sarı sendikacılığın bu işkolunda yeniden etkinlik sağlaması 12 Eylül askeri darbesi sayesinde oldu. 12 Eylül’ün oluşturduğu sendikal statüko “başka türlü bir sendikacılığın” gelişme imkanına kapıları kapatarak “tek tip” sendikacılığı dayatıyordu. Hem sendikal gelenek, hem işkolunun iktisadi hayatta üstlendiği rol nedeniyle metal işkolunda sendikal statükonun tesis edilmesine özel önem verildi. MESS’in de özel çabasıyla Türk Metal bu sektörde patronun elindeki “işçi sendikası olarak” beslenip büyütüldü. Türk Metal, önce Mustafa Özbek, sonra da Pevrül Kavlak eliyle sendikacılıkla, emekle alakası olmayan kesimlerin dukalığına dönüştü. Kontrolsüz, denetimsiz her türlü yoz ve çürüme emarelerinin etrafa saçıldığı yapı olarak bugünlere geldi.
Metal işçileri, gerçek anlamda sendika kimliği taşımayan, yoz/çürümüş yapıya bayrak, açtılar isyan ettiler. Metal işçileri fiili mücadele yöntemlerini kullanarak gerçekleştirdikleri bu sendikal isyanlarıyla, güdümlü/sarı/yoz sendikacılığın işkolundan temizlenmesi yolunda önemli bir adım attılar. Bu yanıyla metal işçilerinin isyanı, 1969 Singer işgaline ve metal işkolundaki 60’lı, 70’li yıllarda gerçekleşen eylemlerle benzerlikler taşıyor.

(KAYNAK: Zafer Aydın, Grevden işgale Singer eylemleri kitabının yazarı, İstanbul Gerçeği röportajından yararlanılmıştır….)

Kaynak: https://www.facebook.com/metaliscileribirligi.mib/posts/1168013786649860:0

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir