Google search engine
Ana Sayfa Hayat Sendikal Örgütlenmenin Önündeki Engellerin Kaldırılması, Vergide Adaletin Sağlanması İçin ...

Sendikal Örgütlenmenin Önündeki Engellerin Kaldırılması, Vergide Adaletin Sağlanması İçin Mücadeleyi Büyütelim!

0
368

Bu yazımızı Tüm Taşıma İşçileri Sendikası (TÜMTİS) Genel Başkanı Kenan ÖZTÜRK hazırladığı ‘’ Örgütlenmenin Önündeki Engellerin Kaldırılması, Vergide  Adaletin Sağlanması İçin Mücadeleyi Büyütelim!’’ adlı başlıklı yazıyı yer verdik. 

Dünyayı tarif et deseler; dışarı da savaşlar, açlık, yoksulluk, yanı başımızda kardeş bir halkın başına yağdırılan bombalar, Filistin’de soykırım düzeyinde katliam … İçeride ise ekonomik kriz, enflasyon, adaletsiz vergi sistemi, adaletsiz gelir dağılımı, açlık sınırının bile altında bir asgari ücret, perişan durumda emekliler… Yoksulluk, açlık ve sefalet dışında ne anlatılabilir ki? Bir tarafta tutuklanmış siyasetçiler, belediye başkanları, belediye bürokratları, gazeteciler, öğrenciler; diğer tarafta demokrasisi sınıfta kalmış, sendikal hakve özgürlükleri kısıtlanmış, sendika başkanları tutuklanan, örgütlenme hakkı kullanılamaz duruma getirilmiş bir memleket manzarası.

ABD’nin, bölgedeki en sadık müttefiki İsrail ile işbirliği içinde 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı saldırı, insanlığın kabul edemeyeceği görüntüleri bir kez daha hafızalara kazıdı. Bu savaş da öncekiler gibi geride bombardıman altındaki kentleri, yaşamını yitiren çocukları ve sivilleri, kan, barut ve gözyaşını bıraktı.

Uzun süredir Filistin’e yönelik işgal ve yıkım tüm şiddetiyle sürüyor. Şimdi bu saldırganlığını yeni halkalarla genişletiyorlar. Silah tüccarlarının ve tekelci sermayenin desteğini arkasına alan ABD, farklı coğrafyalarda benzer müdahale biçimlerini devreye sokarak kendi düzenini dayatmaya çalışıyor. Venezuela’da denenen yöntem İran’da da sınandı. Ancak bu kez beklenen sonuçları alamadı gözüküyor.

İran’a yönelik saldırıların ardından yaşanan savaş süreci, ekonomik etkilerini kısa sürede göstermiştir. Başta enerji fiyatları olmak üzere küresel ölçekte maliyet baskısı artmış, yeni bir ekonomik kriz dalgasına ilişkin kaygılar büyümüştür. Dünya ticaretinin önemli bölümünü taşıyan deniz taşımacılığı başta olmak üzere birçok sektör, artan maliyetler ve belirsizlikler nedeniyle ciddi baskı altına girmiş tir. Bu gelişmeler zincirleme biçimde zamları beraberinde getirirken, yaşam maliyetlerini daha da yükseltmiştir. Enerji krizine ilişkin tartışmaların yeni den gündeme gelmesi ise emekçi hal kın önümüzdeki dönemde daha ağır ekonomik yüklerle karşı karşıya bırakılacağının işaretlerini vermektedir.

Aldığı göçler, düşük ücret uygulamaları ve durdurulamayan enflasyon nedeniyle uzunca bir süredir ucuz emeğin ülkesi haline gelmiş olan ülkemizde de adeta bir savaş hali uygulanmaktadır. Hatta bizdeki enflasyon savaştaki ülkelerden daha yüksektir. Bıraksan bütün gençler geleceğini kurtarma telaşıyla başka ülkelere gidecek. Bir taraftan anne-babasının vereceği harçlığa muhtaç, iş arayan, mülakatlarda yerini torpillilere kaptıran işsiz gençler, diğer taraftan ballı, çifter, hatta üçer beşer maaş alan torpilliler. Bir tarafta milli gelirin % 6,4’ünü alan ama verginin % 67,20’sini ödeyen en alttakiler, diğer tarafta milli gelirin yarısından fazlasını alan ama neredeyse hiç vergi vermeyen, vergi aflarıyla korunup kollanan sermayedarlar. TÜİK’in sahte rakamlarıyla enflasyonu düşürdüklerini iddia etseler de işçinin, emekçinin evindeki enflasyon hiç düşmüyor. İnsanlar kirasını ödeyemez, yiyecek alamaz hale geldi. Barınacak ev, karnını doyuracak ekmek bulanlar kendini şanslı sayıyor. Geçmiş yıllarda bir ev alabilmiş olanlar, yani kira derdi olmayanlar bile geçinmekte zorlanır hale geldi. Dünyanın en yüksek gıda enflasyonundan kaynaklı fahiş fiyat artışları sebebiyle geçim sıkıntısı yaşayan işçi ve emekçiler, bir de adaletsiz vergi sisteminin kurbanı haline geldiler. 2002 yılı başlarında, önce 16 asgari ücret tutarından sonra % 20’lik vergi dilimine giriliyorken; şimdi 5,8 asgari ücret tutarından sonra % 20’lik dilime giriliyor. Yani çalışanların nerdeyse tamamı 3-4 ay içerisinde % 20’lik vergi dilimine giriyor. Dergimizin bu sayısın da yayınladığımız Prof. Dr. Aziz Çelik’in adaletsiz vergi sistemine ilişkin yazısını okuduğunuzda nasıl bir vergi adalet sizliği ile karşı karşıya olduğumuz net bir şekilde anlayacaksınız.

Yüksek enflasyon, pahalılık ve adalet siz vergi sistemi nedeniyle alım gücü düşen, giderek yoksullaşan işçiler, güçlerini birleştirerek daha iyi bir ücret, iş güvencesi ve sosyal haklar elde etmek için sendikalaşmak istediklerinde işveren tehditleriyle karşı karşıya kalıyor. Örgütlenme özgürlükleri engelleniyor, sendikalaşma hakları ellerinden alınıyor. Oysa sendikal haklar ve özgürlükler, Anayasa’nın 51, 53 ve 54. maddeleri ile güvence altına alınmış vazgeçilmez haklardır. Anayasa Mahkemesi kararlarında da defalarca vurgulandığı gibi, sendikal hak ve özgürlükler en temel hak ve özgürlüklerdendir. Bu haklar, uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınmıştır. Aslında Türkiye’de işçi sınıfının yıllarca bedel ödeyerek kazandığı sendikalaşma hakkı, fiilen adım adım ortadan kaldırılmak isteniyor. Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve kanunlarla güvence altına alınmış olsalar da yasal boşlukları kullanan işverenler bu en temel hakların kullanımını dahi imkânsız hâle getiriyor. Sendikalaşma oranlarına ilişkin istatistikler bunun göstergesidir. 2026 yılı Ocak ayı istatistiğine göre, Türkiye genelinde 17,3 milyon işçi bulunmasına rağmen genel sendikalaşma oranı yalnızca %14,45 düzeyinde kalmıştır. Daha da çarpıcı olanı; kamu sektörün de sendikalaşma oranı %75,57 seviyesindeyken, istihdamın %90’ını (15,7 milyon işçi) barındıran özel sektörde bu oran %6,83 düzeyinde kalmıştır. Bu veriler, özel sektörde çalışan her 15 işçiden yalnızca 1’inin sendikalı olabildiğini göstermektedir. Yine bu veriler, yasal güvencelere rağmen işçilerin %90’ının çalıştığı özel sektörde sendikalaşmanın fiilen engellendiğini; an ti-demokratik uygulamalardan cesaret alan işverenlerin, özel sektörde örgütlenmeyi neredeyse tümden olanaksız hâle getirmeye çalıştığını gözler önüne sermektedir. Hukuki boşluklar, işten atma ve hatta başka bir işe girmesini engelleme gibi fiilî baskılar ve NACE (işkolu) kodları üzerinde yapılan değişikliklerle işçilerin sendikalaşması engellenmektedir. Bu engellemeler sistematiktir. Sendikal hak ve özgürlükleri kazanmak, Anayasa ve yasalarda yer alan hakları fiilen uygulanır kılmak için mücadele etmek gerektiği gibi, sendikal örgütlülüğü engelleme girişimlerine karşı da tavizsiz bir mücadele örgütlemek gerekir. İşverenlerin son dönemde sendikal örgütlenmeyi zayıflatmak için başvurduğu en sinsi yöntemlerden biri, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) üzerinden yapılan hileli NACE kodu değişiklikleridir. Özellikle örgütlenmenin güçlendiği ya da yetki sürecinin başladığı anlarda işyerinin farklı bir işkoluna taşınması ya da yeni siciller üzerinden işçilerin aktarılmasıyla sendikal süreçler kesintiye uğratılmakta, hatta örgütlü ve TİS’li işyerlerinde dahi sendikanın tasfiyesi hedeflenmektedir. İşverenin tek taraflı beyanına dayanan bu uygulama, sendikaları yıllarca süren davalara zorlayarak bu süre içinde örgütlülüğün dağıtılmasına zemin hazırlamaktadır. Öte yandan yetki tespitine yapılan dayanaksız itirazlar da TİS süreçlerini fiilen durdurmakta; uzun yargı süreçleri boyunca işverenler işten çıkarmalar, baskılar ve çeşitli yöntemlerle sendi kayı etkisizleştirme fırsatı bulmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin de vurguladı ğı üzere bu durum basit bir gecikme değil, yapısal bir sorundur. Bu nedenle NACE kodu değişikliklerinin bağımsız denetime bağlanması, kötü niyetli itirazlara ağır yaptırımlar getirilmesi ve itiraz süreçleri devam ederken sendi kanın yetkisinin geçici olarak tanınmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması artık kaçınılmazdır.

İşçilerin sendikal yollarla çalışma koşullarını iyileştirememesi ve hak ettikleri ücretleri alamamaları, vergi yükü nün adaletsiz dağılımıyla birleştiğinde emekçiler aleyhine katlanarak büyü yen çift yönlü ekonomik bir kuşatma yaratmaktadır. Anayasa’nın 73. maddesine göre; “Her kes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.” Bu anayasal kuralın adil bir şekilde uygulanması, “az kazanandan az, çok kazanandan çok” mantığının ilkesel bir kural ve tutum olarak benimsenmesine bağlıdır. Oysa fiiliyatta bu ilke terk edilmiştir. Ücretli çalı şanlar, yılın henüz ilk aylarında bir üst vergi dilimine girmekte ve net ücretle rinde ciddi düşüşler yaşamaktadır. Kâr rekorları kıran işverenler, vergi afları veya muafiyetlerle korunurken işçilerin ücret zamları daha ceplerine girmeden vergi olarak kesilmekte, alım güçleri hızla düşmektedir. Bu da toplumun geniş kesimlerinin sistemli bir yoksullaş maya itilmesine yol açmaktadır. İşçiler üzerindeki ağır ve adaletsiz vergi yükünün hafifletilmesi, anayasal eşitliğin sağlanması için mücadele etmekten başka çare yoktur. Gelir vergi si tarifeleri ve oranları acilen yeniden düzenlenmeli; eskiden olduğu gibi ücretlilerden kesilen gelir vergisi oranı, diğer kazançlardan alınan gelir vergisi oranlarından %5 daha düşük olmalı ve %10’da sabitlenmelidir. Böylece ücretli çalışanların yılın başında aldıkları maaşı yılın sonunda da kesintisiz alabilmeleri sağlanmalıdır. Vergi yükü işçilerin omuzlarından alınarak, yüksek kâr elde eden büyük sermaye gruplarına kaydırılmalıdır. “Az kazanandan az, çok kazanandan çok” ilkesi vergide adaletin sağlanması için vazgeçilmez bir tutum olarak benimsenmelidir. Adaletsiz vergi sisteminin en önemli kalemlerinden biri olan dolaylı vergiler kaldırılmalıdır. Tüm bu taleplerimizin hayat bulabilmesi için başta sendikalar olmak üzere, emek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partilerin aktif katılımının sağlandığı geniş bir toplumsal mutabakat inşa etmek ve güçlü bir kamuoyu yaratabilmek gerekir. Bunun için imza kampanyaları, geniş katılımlı ve yaygın basın açıklamaları, TBMM’yi harekete geçirecek eylemlilikler gerçekleştirilmelidir. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu’nda da dile getirdiğimiz gibi, bu taleplerimiz ülke çapına yayılmış bir kampanya ile ele alınmalı; 81 ilde yapılacak kitlesel basın açıklamaları ile duyurulmalıdır. Toplanan imzalar, kitlesel bir basın açıklama sı eşliğinde TBMM’ye teslim edilerek yasama organı harekete geçirilmelidir. Tüm bu sorunların çözümünün bir parçası olarak TBMM’deki tüm siyasi parti başkanlıkları ile görüşülerek taleplerimize uygun yasa teklifleri sunulması için çalışmalar yapılmalıdır.

Sendikal hak ve özgürlükler ile vergi de adalet, önümüzdeki dönemin ana gündemlerinden biri olarak öne çıkarılmalıdır. Hem örgütlenme hakkı hem de vergide adalet için artık sendikaların, emek örgütlerinin ayağa kalkması, işçi sınıfının gücünü sahaya yansıtma sının zamanı gelmiştir.

DÜN BAŞARDIK, ŞİMDİ SIRA DHL ECOMMERCE’DE!

Türkiye’de faaliyet yürüten çok uluslu şirketler, sendikal hak ve özgürlükler konusunda ülkemizin anti-demokratik uygulamalarından sonuna kadar faydalanmakta oldukça mahirdir. Sendika hakkına karşı çok daha saldırgan ve tahammülsüz davranmakta, pervasız uygulamalarıyla sendikal örgütlülüğü engellemeye çalışmaktadır. Ancak 2007 yılından bu yana aralıksız bir şekilde örgütlenme çalışması yürüten sendikamızı bugüne kadar durdurmayı başaramadılar. Bu süreçte sendikamız birçok çok uluslu şirkette örgütlenme çalışması yürüttü, yüzlerce günü bulan direnişler gerçekleştirdi ve sonunda işçileri sendikalı, toplu sözleşmeli bir düzene kavuşturdu. Şimdiki hedefimiz DHL eCommerce’tir. Eski adıyla MNG Kargo, yeni adıyla DHL eCommerce, yedi binden fazla çalışanıyla Türkiye’nin en büyük kargo şirketlerinden biridir. Sendikamız örgütlenme çalışması başlattıktan bir süre sonra şirket, Alman posta ve taşımacılık tekeli DHL tarafından satın alınmış ve adı DHL eCommerce olarak değiştirilmiştir. Hangi ülkenin sermaye grubunun olursa olsun, bugüne kadar karar verip çalışma yürüttüğümüz hiçbir işyerin de mücadelemizi yarım bırakmadık; vazgeçmedik, yenilmedik. Ne UPS Kar go’da, ne Aras Kargo’da, ne DHL Lojis tik’te, ne DHL Express’te… Hiçbirinden vazgeçmedik, geri adım atmadık. Top lu sözleşmeli sendikal bir düzen sağla yana kadar kararlılıkla mücadele ettik. MNG ya da yeni adıyla DHL eCommer ce’de de başarmakta kararlıyız.

DHL eCommerce, örgütlenme çalışması yürüttüğümüz diğer işyerlerine kıyasla daha sendika karşıtı ve daha saldırgan bir tutum sergilemiştir. Sendikalaşma mücadelesini engellemek için her türlü yönteme başvurmuştur. Çok sayıda üyemiz sırf sendikamıza üye olduğu için işten çıkarılmıştır. İşçilerin üyeliklerini engellemek amacıyla e-Devlet şifreleri alınarak sendika üyeliklerinden istifa ettirilmiştir. Ekonomik kriz dahi sendikalaşmayı engellemenin bir aracı hâline getirilmiştir. İşçiler, kredi borçları ve ekonomik zorlukları üzerinden tehdit edilmiş; “Sendikadan isti fa etmezsen işten çıkarılırsın” baskısıyla karşı karşıya bırakılmıştır. Bazı işçiler ise işten çıkarıldıktan sonra, uzun yargı süreçleriyle tehdit edilip ya düşük tazminatlı arabuluculuk anlaşmalarını kabul etmeye zorlanmıştır. Tüm bu baskı ve saldırılara rağmen örgütlenme çalışmalarımız devam etmektedir. Diğer işyerlerinde nasıl başardıysak, DHL eCommerce’de de başaracak; kargo emekçilerini sendikal haklara ve güvenceli bir çalışma düze nine kavuşturacağız.

KURALSIZ, GÜVENCESİZ, ESNEK ÇALIŞMA MODELİ OLAN ESNAF KURYE UYGULAMASI, YASAYA AYKIRI OLDUĞU HALDE YAYGINLAŞIYOR!

Tek kuralı sermaye sınıfının azami kâr elde etmesine uygun bir zemin yaratmak olan bir çalışma hayatı oluşturulmak isteniyor. Bizzat Çalışma Bakanı’nın kanuni olmadığını ifade ettiği ‘Esnaf Kurye Modeli’, “cezalandıracağız”, “engelleyeceğiz” yönündeki açıklamalara rağmen giderek yaygınlaştırılıyor. Nitekim Dr. Erkan Kıdak’ın dergimizde yer alan değerlendirme sinde de vurguladığı gibi, “sahte kendi hesabına çalışma” olarak tanımlanabilecek bu model, hem dünyada hem Türkiye’de hızla yaygınlaşan bir eğilim olarak varlığını sürdürmektedir. Bu yönelim, yalnızca ücretlerin açlık sınırına gerilemesine değil, işçi sınıfının yıllar süren mücadelelerle kazandığı temel hakların da aşınmasına yol açma riski taşımaktadır.

Artık sözlerin değil, mücadelenin zamanıdır. Kayıt dışı çalışma, esnaf kurye ve parça başı çalışma gibi kuralsız, esnek çalışma biçimlerinin yasaklanması için ülke çapında bir kampanyanın örgütlenmesi zorunlu hale gelmiştir. Herhangi bir güvencesi bulunmayan, adına “esnaf” denilen bu çalışma biçimi kabul edilebilir değildir. Çoluk çocuğu na yetecek bir ücret kazanabilmek için günde 14-15 saat, ölüm riski altında ve zaman baskısı içinde çalışmak zorunda bırakılan kuryelerin güvenceli, sigortalı ve sosyal haklara sahip bir çalışma düzenine kavuşması için yürütülecek mücadele, sendikamızın öncelikli he deflerinden biri olacaktır.

Özelleştirmeden sonra yıllarca sendi kasız bir işyeri hâline getirilen Uluslararası Mersin Limanı’nı uzun bir direniş ve mücadeleden sonra yeniden sendikalı hâle getiren sendikamız, Mersin Limanı’nda bir kez daha direniş başlattı. Toplu sözleşme görüşmeleri yap tığımız Özgüneş isimli taşeron şirket, ihalesinin sona erdiği gerekçesiyle TİS görüşmeleri devam ederken yüze ya kın üyemizi işten çıkardı. Üyelerimiz le birlikte, başarana kadar mücadele etmeye; yeniden işe dönüp sendikalı, toplu sözleşmeli bir şekilde çalışmaya ve kanuna aykırı taşeron sistemini limandan söküp atmaya kararlıyız.

Mersin Limanı işçileri geçmişte de önemli mücadeleler verdi. 2011 yılında liman işçileri TÜMTİS’le birlikte verdikleri mücadele sonucunda sendikalaşma hakkını kazandı. Bugün limanda örgütlü olan Liman-İş Sendikası’nın da burada var olabilmesi, aslında o zamanki taşeron işçilerin verdiği bu mücadelenin sonucudur. O dönemde yaklaşık 500 taşeron işçisi sendikamıza üye oldu. İşveren bu örgütlenmeyi engellemek için işçi kıyımına yöneldi. Ama işçiler geri adım atmadı. Sendi kamız öncülüğünde aylar süren bir direniş gerçekleştirdiler. Ve bu direnişin sonunda işveren geri adım atmak zorunda kaldı, işçiler kadroya alındı. Ancak daha sonra yapılan işkolu değişikliği nedeniyle biz de üyelerimizi Liman-İş Sendikası’na devrederek, bir protokol eşliğinde süreci tamamladık. Mersin Limanı’nda kazanılan bu haklar, o işçilerin mücadelesi sayesinde elde edildi. Bugün limanda örgütlü olan Liman-İş de bu gerçekliği görmeli, Özgüneş işçileriyle dayanışma içinde olmalıdır.

Örgütlenme çalışmalarımız devam ederken, bir taraftan da örgütlü olduğumuz işyerlerinde TİS görüşmelerimiz sürmektedir. Sendikasız işyerlerinin yarattığı haksız rekabet, asgari ücretteki artışın enflasyonun altında belirlenmesi ve işverenlerin düşük ücret da yatmaları, TİS görüşmelerinin oldukça zorlu geçmesine neden olmaktadır. Ancak tüm zorluklara rağmen, yeni TİS süreçlerinin de üyelerimizin talepleri doğrultusunda hazırlayacağımız sözleşmelerle; mevcut kazanımlarımızı koruduğumuz ve yeni kazanımlar elde edeceğimiz şekilde sonuçlandıracağımıza inanıyoruz. DHL Lojistikte 7. Dönem TİS’ini imza landı. Üyelerimizin tamamının katıldığı ve büyük bir çoğunluğunun onayladığı, günün koşullarına ve aynı dönemde başka sendikalar tarafından imzalanan emsal sözleşmelere göre önemli kazanımların sağlandığı bir TİS imzaladık. Sektörün önemli bölümünün örgüt süz olması, örgütsüz işyerlerinin hak sız rekabeti ve TÜİK’in açıkladığı sahte enflasyon rakamları, TİS masasında DHL Lojistik işvereni tarafından da ileri sürüldü. Buna karşın önemli kazanımlar elde ettiğimiz, ücretlerde ve sosyal haklarda toplamda yüzde 38,37 ile yüzde 48,83 arası oranlarda artışlar sağladığımız bir TİS imzaladık. Hayırlı olsun.

Kayseri Taşıt Muayene İstasyonları’n da ve uluslararası öneme sahip Kühne Nagel işyerinde 2. Dönem TİS’ler demokratik süreçler işletilerek başarıyla tamamlanmıştır. Her iki işyerinde de kazanımlar günün koşullarının üzerinde olmuştur. Tüm üyelerimize hayırlı olsun. Önümüzdeki dönem TİS’lerini de aynı kararlılıkla yürüteceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Yeter ki birliğimizi bozmayalım.

İşçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ı ekonomik krizin olduğu, işçilerin sorunlarının dağ gibi büyüdüğü bir dönemde karşıladık. Bu nedenle günler öncesinden bu 1 Mayıs’ı kutlamadan çok bir mücadele gününe dönüştürmek için yoğun bir çalışma başlattık. 1 Mayıs’ı sadece bir güne sıkıştırmayan bir sürece dönüştürdük. 1 Mayıs’ın anlam ve önemini bir kez daha üyelerimizle paylaştık. Sendikamızın bütün olanaklarını seferber ederek işçi ve emekçilerin taleplerinin haykırıldığı, kitlesel ve görkemli 1 Mayıslar kutlanmasını sağlamaya çalıştık. Ancak ne yazık ki; sendikamızın bütün çabalarına rağmen güçlü ve birleşik bir 1 Mayıs için ortak bir tutum sağlanamamıştır. Buna karşın sendikamız TÜRK-İŞ’in olduğu yerlerde TÜRK-İŞ’le birlikte, olmadığı yerlerde ise fark gözetmeden diğer sendikalarla ve konfederasyonlarla birlikte kutladı. Üyelerimiz her yerde coşkulu ve kitle sel bir katılım göstererek sendikamızın kararlarına uygun bir şekilde üzerine düşen görev sorumluluğu yerine getir di. Yönetici ve üyelerimize bu tutumlarından dolayı teşekkür ediyorum.

Mayıs ayı itibarıyla genel kurul süreci ne girmiş bulunuyoruz. Genel kurullar, sendikaların yeni dönem hedeflerini belirlediği, geçmiş çalışmaların değerlendirildiği önemli süreçlerdir. Aynı zamanda birer eğitim niteliği taşıyan genel kurullarımız demokratik bir ortamda gerçekleşmektedir. Örgütümüz bu süreci de başarıyla tamamlayacaktır.

Örgütümüzün, işkolunda ve çalışma yaşamında mevcut tüm engellemelere rağmen büyüyerek yoluna devam edeceğine inanıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Tüm Taşıma İşçileri Sendikası (TÜMTİS) Genel Başkanı Kenan ÖZTÜRK

Bu yazının kaynak sitesi tumtis.org